Mehmed Bahrî Paşa
مدرسة الشيخ حمد الله في الأقلام الستة
نبذة عن الفنان
Devşirmelerden olup Kal‘a-i Sultaniyye’de (Çanakkale) Seddü’l-bahir Kalesi muhâfızının gılmânındandır. Zekâsı ve yetenekleri ile küçük yaşta dikkati çektiğinden, hâmîsinin Gelibolu’ya naklinde saraya hediye edilmiş ve Enderûn-ı Hümâyûn’a alınmıştır. Buradaki tahsîl ve terbiyesini tamamladıktan sonra peşkîr gulâmları arasına katılmıştır.
Yazısının güzelliği ile beyne’l-akrân sivrilince Sultan Mehmed Hân-ı Râbi’in sır-kâtibi olup hizmetindeki muvâffakiyeti nedeniyle 1687 yılında mîr-i mîrân rütbesi ile saraydan çerâğ edilerek Kastamonu Vâlîliği'ne gönderilmiştir. Ertesi yıl Van Vâlîsi olmuşsa da, tez zamanda azledilerek Şarkî Karahisar Mutasarrıflığı’na ta’yin edilmiştir. 1689 yılında Çardak Muhâfızı olup uzun müddet burada kaldıktan sonra 1694 yılında İstanbul’a giderek tevki’î olmuştur.
Ancak siyâsî karışıklıklar nedeniyle bir müddet sonra azledilerek Seddü’l-bahir Muhâfızlığı’na gönderilmiştir. 1698 yılında ikinci kez tevki’î olmuşsa da, birkaç ay sonra azledilerek, cizye muhâsebeciliğine nakledilmiştir. Bu görevde iken 6 Eylül 1700 tarihinde vefât etmiş ve Üsküdâr’da Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.
الأساتذة
التلامذة
Ketebe.org İsmail Orman
Enderûn-ı Hümâyûn’da tahsîli esnâsında Büyük Derviş Alî’den aklâm-ı sitte, Siyâhî Ahmed Efendi’den de ta’lik meşkederek icâzet almış olan Mehmed Bahrî Paşa’nın tuğra tersîminde de mâhir olduğu bilinmektedir. Hatta ilk tevki’îliği esnâsında Sultan Mustafa Hân-ı Sânî’nin tuğrasını tertib ederken, Mustafa ismindeki “sad” harfini “tı”dan tefrîk için, ka’idelerin aksine olarak aralarına bir diş eklemiş olduğu menkûldür.
Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin, Tuhfe-i Hattatin
Seddülbahr’den zuhûr edip Sarây-ı Hümâyûn’a duhûlle me’mûr oldu. Hüsn-i hatt-ı sülüs ü neshi Dervîş Alî merhûmdan temeşşukla akranına tefevvuk ve tevkî’ ü celî kaleme dahi ta’aşşuk edip vâdîsinde bahrü’l-fühûl ve kavâ’id üzere ta’lîki dahi Siyâhî Ahmed Efendi’den telemmüzle erbâbı indinde makbûl olmuştur. Sır kitâbetinden iki tuğla çerâğ olup hattâ Tanbûrî Âşık Ömer’in hem-asrı olan Şâ’ir Gevherî-i sâhib-ma’nâ bunlara dîvân kitâbeti hidmetiyle mukayyed idi. Kendileri ba’de’t-tekâ’üd hâcegân-ı dîvâniyyeden olup defe’âtle tevkî’î ve cizye muhâsebesi emsâli münâsib menâsıb ile evkât-güzâr iken, İstanbul’da Rebî’ü’l-evvel’de gavta-hor-ı teyyâr-ı ecel olduğuna Küfrî Lutfî bu mısra’-ı târihi demiştir:
Zevrak-ı cismini çekdürdi anâdan Bahrî (1112)
Merhûm-ı merkûm bir dürr-i yetîm-i deryâ-yı ma’ârif olup ez-cümle hüsn-i kitâbetinde rûy-ı satrda vâki’ her bir noktası ruhsâre-i behrâm-ı ikbâle bir hâl-i letâfet-dâ’il olmuştu. Sultân Mustafâ Hân-ı Sânî’nin nâm-ı nâmîlerinde tâ’dan imtiyâz için sâd’a ibtidâ hilâf-ı âde bir dendân isbât u kitâbet eden tuğrakeş, Sâlimâ kavlince budur. Mustafâ Hân-ı Evvel’in tuğralarında temyîz-i sad u tâ yoktur. Eş’ârından dahi bu makta’ yadigâr kılındı:
Visâl ümmîdin itme bî-mahal ey Bahrî-i şeydâ
Mahalli dinleyince arz-ı hâlün der-kenâr olmaz