KETEBE Hat Sanatı, Ünlü Hattatlar, Hat Sanatkârları ve Eserleri
KETEBE Hat Sanatı, Ünlü Hattatlar, Hat Sanatkârları ve Eserleri

Abdülkadir Saynaç

Hattat
تاريخ الميلاد H. 1299
M. 1881-1882
تاريخ الوفاة H. 1386-1387
M. 1967
محل الميلاد Kayseri-Tavlasun
مكان الدفن İstanbul-Edirnekapı

الصور

نبذة عن الفنان

Nevşehirli Dâmad İbrahim Paşa’nın ahfâdın Ahmed Tevfîk Efendi’nin oğlu olup Kayseri'ye bağlı Tavlasun'da doğdu. İptidâî tahsilini memleketinde tamamladıktan sonra H. 1316/M. 1898’da İstanbul’a giderek Arnavud Hoca Hasan Necmeddîn Efendi’nin Fâtih Cami’nde dersine devam etti. İcâzetnâme aldıktan sonra başladığı Dârü’l-fünûn İlâhiyât Şubesi’nden de 1912’de şahâdetnâme aldı. H. 1321/M. 1903’de Meşihât Da’iresi Mektubî Kalemi’nde başladığı memuriyete, hilafetin lağvına kadar devam etti. Bu tarihte İstanbul Müftülüğü'ne dönüştürülen dairenin evrâk kaleminde, yaş haddini dolduruncaya kadar çalışmaya devam etti. Bundan sonra Dâmad İbrahim Paşa'nın Şehzadebaşı'ndaki cami'nde, vakfiye mucibince va’izlik görevini ifa eden Abdülkadir Saynaç, 1967 senesinde vefat etti. Edirnekapı Mezarlığı'nda medfundur. Bakkal Ârif Efendi’den başladığı sülüs ve nesih meşkini, ölümü üzerine Reisü’l-hattatîn Kâmil Akdik’den tamamlayarak icâzet almıştır. Birkaç sene de Medresetü’l-hattatîn’e devam etmiştir. Eserleri, ölümünün ardında Hadâ’ikü’l-hutut adı ile Mustafa Necâüddîn tarafından İstanbul'da neşredilmiştir.

أعماله

الأساتذة

الحاج أحمد كامل أقديق
الأقلام الستة

İbnü’l-Emin Mahmud Kemal İnal, Son Hattatlar

1324[25 Şubat 1909]’da Meclis-i Me’arif’de hutut-ı mütenevvi’a müsabakasına girerek birinciliği kazandı. Bu başarısı ile Dârü’l-mu’allimîn hüsn-i hat hocalığına ta’yin edildi. Bir müddet sonra Dârü’l-hilâfe Medârisi’ne, oradan da İmam ve Hatib Mektebi’ne nakledilerek ilgâları tarihine kadar mu’allimlikde bulundu.  Sülüs, celî, ta’lik ve rık’ada ve dahi mürekkeb imâlinde mehâreti vardır.  Abdülkadir Efendi’nin terceme ve mütenevvi’ hatla tahrir etdiği Cezerî’nin Siyer’ine, amcasının oğlu meşhur ressam ve hattat Feyhaman Bey’in  arzusu ile şu takrîzi yazmışdım:

Cezerî’nin siyer-i pâkini Abdü’l-kadir

Terceme eyliyerek, kıldı uyum-tâban

Öyle bir terceme kim, aslı gibi âlâdır

Cezerî görse olurdu ebeden tahsîn-hân

Sahib-i ilm ü hüner, revnâk-ı hattâtîndir

Hüner ü ilmine işte eseri bir burhân

Muhtelif hat ile tezyîn-i sahâ’if etmiş

Her sahife ediyor âdemi cidden hayrân

Nazm-ı zîbâsına dilbeste onun nâzımlar

Hatt-ı rânâsına aşüfte onun hattâtân

Hüsn-i ahlâkına her hâli şehâdet eyler

Başka şâhid aramaz hulkuna ehl-i irfân

Zuhr-i ahret olur elbetde bu türlü âsâr

İstifâde edüb ondan niçe sahib-i imân

Hâlik-ı levh u kalem sâyini meşkûr etsün

Eylesün şâh-ı Resûl şânına lâyık ihsân

1948