Mîr Alî Tebrîzî

İranlı Hüsn-i Hat (Ta’lîk)  Sanatkârı
Ölüm Tarihi H. 0850
M. 1446-1447
Doğum Yeri İran-Tebriz
Mezar Yeri İran-Tebriz (?)

Sanatkâr Hakkında

Timur ve oğlu Şahruh devri ricalinden Hasan Tebrîzî’nin oğlu olarak orada doğdu. Eğitimi hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktaysa da, babası sayesinde fevkalade bir tahsil gördüğü anlaşılmaktadır. Ayrıca hususi surette şiir ile meşgul olup “yazısı kadar güzel” şi’irler yazdığı bilinmektedir. Eserlerine ekseriyetle “Mîr Ali Kâtib-i Tebrîzî” künyesiyle ketebe koymuş olduğuna bakılırsa, kariyerini divan katibliği ile sürdürmüş olduğunu söyleyebiliriz.

Gençliğinde aklam-ı sitte de öğrenmiş olmakla beraber daha ziyade Hoca Ezher’de öğrendiği rivayet edilen ta’likle ilgilendiği bilinmektedir. Bu kalemde gösterdiği kudrete istinaden “kıdvetü’l-küttâb”, “kıbletü’l-küttâb”, “zahîrü’d-dîn” ve “vâzı‘” gibi lakaplarla anılan Mîr Alî Tebrîzî Hac vazifesini ifa ettikten sonra H. 850/M. 1446 tarihinde vefat ettiği bilinmekteyse de, medfeni tespit edilememiştir.   

Ketebe.org Ali Alparslan

Midâdü’l-hutût, Târîh-i Reşîdî, Gülistân-ı Hüner, Tuhfe-i Hattâtîn, Hat ve Hattâtân gibi önemli kaynakların onu nesta‘lik yazısının mûcidi olarak göstermeleri doğru değildir. Çünkü bu yazı daha hicrî VIII. yüzyılın ortalarında teşekkül etmeye başlamıştı. Halen Süleymaniye Kütüphanesi’nde (Ayasofya, nr. 3924) bulunan ve 800 (1398) tarihinde Sâlih b. Ali Rızâ tarafından yazılmış olan Sultan Ahmed-i Celâyir’in divanı oldukça gelişmiş bir nesta‘lik örneğidir. Bundan dolayı Ali Tebrîzî’yi nesta‘liki ilk bulan ve yazan kişi olarak kabul etmek mümkün değildir. Bu hususta en doğru hükmü, onun nesta‘like açık bir şekilde istikamet verdiğini ve altı çeşit yazıdan ayırarak ona farklılık kazandırdığını kaydeden Gelibolulu Âlî vermiştir (Menâkıb-ı Hünerverân, s. 32).

Nesta‘likin Ali Tebrîzî tarafından ne şekilde icat edildiği hususunda Tuhfe-i Hattâtîn’de Kazasker Abdülbâki Ârif Efendi’nin, hocası Mehmed Tebrîzî’den naklettiği ve Hat ve Hattâtân ile Peydâyiş-i Hatt u Hattâtân’da da bulunan rivayet güzel bir hikâyeden başka bir şey olmasa gerektir.

Kaynakların ileri sürdüğü bu görüşler bir tarafa bırakılarak yukarıda işaret edildiği gibi nesta‘likin XIV. yüzyılın ortalarında teşekkül etmeye başladığı göz önünde bulundurulursa, Ali Tebrîzî’nin onu ıslah etmek için bazı kaideler koyduğu ve ona müstakil bir yazı şeklini kazandırmak hususunda büyük gayretler sarfettiği anlaşılır. Bu kaideler kendisinden sonra oğlu hattat Mîr Abdullah ve onun talebesi Mirza Ca‘fer-i Tebrîzî-i Baysungur ile onun talebesi Ezher-i Tebrîzî tarafından geliştirilmiştir.



Ali Tebrîzî’nin mevcut eserlerinin incelenmesinden, yazısının pek de güzel olmadığı anlaşılmaktadır. Hattatlar tarafından çanaklı harf olarak nitelenen sin, sad, kâf ve nun gibi harflerin ölçülerinde ayniyet varsa da bunlar şekil itibariyle daha genişçe ve uzuncadır. Bunun gibi keşîde verilmiş diğer harflerin de biraz fazlaca uzun olduğu görülmektedir. Fakat yazılarının genellikle çelimsiz görünmesi devrine göre normal karşılanmalıdır.