KETEBE Hat Sanatı, Ünlü Hattatlar, Hat Sanatkârları ve Eserleri
KETEBE Hat Sanatı, Ünlü Hattatlar, Hat Sanatkârları ve Eserleri

إسماعيل حقي ألتون بزر

Tuğrakeş
Hattat ve Müzehhip
تاريخ الميلاد H. 1289
M. 1873
تاريخ الوفاة H. 1365
M. 1946
محل الميلاد İstanbul - Fatih
مكان الدفن İstanbul - Üsküdar, Karacahmet Mezarlığı

الصور

نبذة عن الفنان

Hattât Mehmed İlmî Efendi’nin oğlu olarak H. 1293 senesi Kurban Bayramı’nın şerîfesi sabahı (9 Şubat 1873) dünyaya geldi. Beş kuşağa kadar hattat yetiştirmiş olan Trabzonlu bir aileye mensuptur. Aksaray’daki Pertevniyâl Vâlide Sultan İbtidâ’î Mektebi’nde ve Fâtih Rüşdîsi’nde okuyup şahâdetnâme aldı. Bu esnâda Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin şâkirdânından olan babasından aklâm-ı sitte dersleri aldı.

H. 1308/M. 1890’da Dîvân-ı Hümâyûn Kalemi’ne mülâzım olduktan sonra da Sâmî Efendi’den sülüs ve dîvânî celîleri ile tuğra meşketti. Buradaki mesâîsi esnâsında Sanâyi-i Nefîse Mektebi’nin resim ve hâk şubelerine devam ederek 1897’de birincilikle mezun oldu. Önce babasından ve daha sonra Baha’eddîn Efendi’den tezhîb sanatının inceliklerini öğrendi.

Hüsn-i hattaki kudreti sâyesinde, resmî vazîfesinde terfi ettiği gibi ilâve olarak H. 1316/M. 1898 yılında Üsküdar İdâdîsi’nin hüsn-i hat ve Topkapı Rüşdîsi’nin resim muallimliğine tayin edildi. Bir süre sonra Galatasaray Sultânîsi yazı muallimliğine nakledildi ve yedi sene hizmet etti. H. 1330/M. 1912’de tayin edildiği İstanbul Dârü’l-mu’allimîni yazı muallimliğine de on sene devam etti. Ayrıca İstanbul ve Üsküdar Kız San‘at ve Numûne ibtidâ’îleri, İstanbul ve tekrar Galatasaray sultânîlerinde hüsn-i hat ve resim hocalıklarını deruhde etti. Ayrıca Medresetü’l-hattatîn’in tesisinde tayin edildiği tuğra ve celî sülüs muallimliğini, medresenin ilgâsına kadar sürdürdü.

Sâmî Efendi’nin emekli olması sevki üzerine Dîvân-ı Hümâyûn’da tuğrakeşliğe terfi etti. Cumhuriyetin ilanında, “Sizin vazîfenizin mukabili bizde yokdur. Teka’ütünüzü isteyiniz.” dendiğinden emekliye ayrıldı. 1928’de Şark Tezyînî San‘atlar Mektebi’ne tezhîb muallimi ve ardından müdür muavini oldu. Mektebin 1936’da Güzel Sanatlar Akademisi’ne dönüştürülmesi üzerine Türk Tezyînî Sanatlar Şubesi’nin tezhîb muallimliğine getirildi.

Buradaki mesâîsi esnâsında hüsn-i hat ve tezhîb sanatlarının yeni nesillere intikali için hizmet veren İsmâil Hakkî Altunbezer, ayrıca eski yazıya olan vukûfundan dolayı mahkemelerde bilirkişilik yapardı. Son zamanlarında kanser illetine tutulduğundan 1945’te vazîfesini terketmek zorunda kaldı H. 20 Şa’bân 1365/M. 20 Temmuz 1946 tarihinde vefât ederek, Karacaahmet’te Tunusbağı Caddesi üzerinde medfûn bulunan babasının yanına defnedildi.   

أعماله

الأقارب

محمد علمي أفندي
Babası

الأساتذة

محمد علمي أفندي
الأقلام الستة
سامي أفندي
الثلث الجلي
الديواني الجلي
no image
Bahaeddîn Ersin
التذهيب

التلامذة

مصطفى حليم
الثلث الجلي
نجم الدين أوقياي
الثلث الجلي
ماجد آيرال
الثلث الجلي
Fatma Rikkat Kunt
التذهيب
Mihriban Sözer Keredin
التذهيب
no image
İsmail Sönmezalp
خط
Muhsin Demironat
التذهيب
Hüseyin Feyzullah Dayıgil
التذهيب
Ahmed Hamdi Tezcan
Celî

İbnü’l-Emin Mahmud Kemal İnal, Son Hattatlar İbnülemin Mahmud Kemal İnal

Yedi Gün Mecmu’ası muhârriri Kan Demir’e “Günlerimizin çoğu mahkemelerde geçer. Yazı taklidi işlerine ehl-i vukûf olarak davet olunuruz. Kırk senedir doğruyu yanlışdan ayırdedebilmek içün mahkeme mahkeme dolaşub dururuz.” demişdir.[1]

Hakkî Bey merhûm ve sâ’ir erbâb-ı vukûf “doğruyu yanlışdan ayırtedebilmekde” – şimdiki dille – olağanüstü mâhir ve o nisbetde mütecâsir imişler ki, her çağrılan mahkemeye giderler ve önlerine konulan her yazı hakkında bî-mühâba hükm-i kat’î verirlermiş.

Yedi Gün Mecmu’ası muhârririne “günde seksen tuğra çekdiğim zemanlar az değildi.” demiş. Adetde yanlışlık olsa gerek. Başka şeyler çekilir amma günde seksen tuğra çekilemez.

Zemanın en değerli hattatlarından, en kıymetli müzehhib ve ressamlarındandı. Sanayi’-i nefîsedeki istidâd-ı fıtrîsi, her eserinde kendini gösterir. Selîmiyye, Edirnekapusı (Mihrimâh Sultan), Zeynep Sultan, Abdî Subaşı ve Ağa camilerinin – kubbe içlerindeki – yazıları ve ellerdeki nefîs levhâları, yazıdaki kemâline birer şâhid-i âdildir.



[1] Bu maddî, bi’l-hassa manevî mes’uliyeti mucib, tehlikeli bir işdir. Alınacak ücret, yüklenilecek mes’uliyet yükünün binde birine tekâbül edemez. Beni mükerreren mahkemeye davet etdiler, hasbe’l-kanun gitmeğe mecbur oldum. Diğer ehl-i hibre ile beraber tedkikde bulunduk. Eski yazının tatbikinde bi’n-nisbe müşkilâta oğramadım. Fekat yeni harfle yazılan yazıların birbirinden tefrik ve temyizi ile hükm-i kāt’î vermekde su’ubete oğradım, muzdarib oldum.

Ketebe.org Uğur Derman

Altınbezer soyadını müzehhipliği dolayısıyla aldı. Nâdir rastlanan bir fırça ve kalem hâkimiyetine sahip olduğu için bu yeni mesleğinde de kolaylıkla eserler verdi. Ancak üslûbu itibariyle klasik yolun dışında kaldığından haklı olarak tenkide uğradı.

İsmail Hakkı Bey aynı zamanda devrinin meşhur gül yetiştiricilerinden biri idi. Sanat hayatının en olgun devrini, eser vereceği yerde ne yazık ki geçim kaygısı yüzünden mahkemelerde bilirkişilikle tüketmeye mecbur kalmıştır.



İsmail Hakkı Bey’le Necmettin Okyay, mütehassısı oldukları farklı sanat şubelerinde daima biribirlerini tamamlayarak bir “Eski Türk Sanatları Akademisi”ne âdeta şahıslarıyla bedel olmuşlardır.

Diyanet İslam Absiklopedisi, 2, s. 544.

Ketebe.org İsmail Orman

Muhiblerinden Necmeddîn Okyay tarafından, babası Mehmed İlmî Efendi’nin de hâl tercemesini içeren ta’lik hatlı mezartaşı kitâbesinin metni şöyledir:

Hüve’l-bâkî

Hâza kabri’l-merhûm hattat Mehmed İlmî ve ibnihü hattat İsmâ’il Hakkî el-ma’rûf bî-tuğrakeş-i Kalem-i Dîvân-ı Hümâyûn, gufirelehümâ bî-hürmeti’l-Fatihâ.

Târih-i vefât-ı İlmî Efendi, sene 1342, 9 Cumade’l-âhire

Târih-i vefât-ı Hakkî Bey, sene 1365, 20 Şa’bân

Nemekahü Necme’d-dîn

Kitâbeden de anlaşılacağı üzere Türk hattatlar meyânında “tuğrakeş” lâkabı ile iştihâr etmiş olan İsmâ‘il Hakkî Altunbezer, Dîvân-ı Hümâyûn’daki mesâ’îsi esnâsında, kendi ifâdesine nazaran, günde seksen tuğra çekmekteydi. Hüsn-i hatta zamanının fevkalade mâhir isimlerinden olduğu gibi tezhîb, cild ve resim gibi sanayi-i nefîsedeki istidâd-ı fıtrîsi de üst düzeyde olan İsmâ‘il Hakkî Altunbezer’in ilk reis-i cumhur mührünü hâkketmiş olması, bu san‘attaki kudretine de işaret etmektedir.

Aklâm-ı sittede Hâfız Osman’ın, celî sülüste ise Mustafa Râkım Efendi’nin izinden gitmiş olan İsmâ‘il Hakkî Altunbezer, daha ziyâde celî sülüsle müsenna terkîbli yazılar üzerine yoğunlaşmış ve nice elvâh-ı nefise vücûda getirmiştir. Ressamlığının etkisiyle âdeta birer tablo gibi işlediği bu eserler, harflerin nisbetleri ve birbirleri ile olan tenâsübleri açısından hat san‘atının şâheserleri arasındadır.

Bugün müze ve özel koleksiyonları süsleyen levhâların hâricinde Mahmud Şevket Paşa Türbesi’nin cümle hutûtunu, Üsküdar Şemsî Paşa Cami’nin kuşak yazısı ile (Edirnekapı) Mihrimâh Sultan, Zeynep Sultan ve Abdî Subaşı camilerinin kubbe içlerindeki yazıları kaleme almış olan İsmâ‘il Hakkî Altunbezer’in Lâleli, Bakırköy, Bebek ve Kamer Hatun camilerinde de levhâları vardır. Ayrıca Beyoğlu’ndaki Ağa Cami ile Eskişehir ve Afyonkarahisar’daki bazı camilerin muhtelif yazılarını ve Ka’be Mu’azzama için Osmanlılar tarafından gönderilen son kisve-i şerîfenin kuşak yazısını da o yazmıştır.

Yapılı bir adam olmasına rağmen, titreme gelmemesi için yazı yazdığı sağ eli ile yük taşımadığı nakledilen İsmâ‘il Hakkî Altunbezer, Necmeddîn Okyay ile birlikte eski Türk san‘atlarının yeni nesillere intikalinde büyük hizmetlerde bulunmuş ve Akademi’nin simge isimleri hâline gelmişlerdir. Nitekim buradaki mesâ’îsi esnâsında Mâcid Ayral ve Hâlim Özyazıcı gibi iki değerli hattat yetiştirmiştir.

Tezhipte ve bilhassa kendine soyadı ittihâz etmiş olduğu altın bezemeciliğinde de zamanının yeganesi olan İsmâ‘il Hakkî Altunbezer, bunun yanında cilt, murakka, lake işçiliği ve mühür hakkinde de mâhir idi. Hatta ilk reis-i cumhûr mührünü hakkeden de odur. Ayrıca resim sanatında da mahareti vardı.

Muhiblerinden olan Süheyl Ünver tarafından hazırlanan mufassâl terceme-i ahvâli 1955 yılında neşredilmiş olan İsmâ‘il Hakkî Altunbezer, bir müddet gül yetiştiriciliğine de merak salmış ve Üsküdar’daki hânesini bahçesini gülistâna çevirmiş idi. İsmi hâlen aynı yerdeki bir ilkokulda yaşatılmaktadır.