Kâmil Akdik

Reisü’l-hattâtîn, رئيس الخطاطين
Hattat
Doğum Tarihi H. 1278
M. 1861
Ölüm Tarihi H. 1360
M. 1941
Doğum Yeri İstanbul-Fındıklı
Mezar Yeri İstanbul-Eyüp

Fotoğraflar

Sanatkâr Hakkında

Tersâne-i Âmire Erzak Anbarı baş-kâtibi Hacı Süleyman Efendi’nin oğlu olup H. 26 Cum’ade’l-ulâ 1278/M. 30 Kasım 1861 tarihinde Fındıklı’da dünyaya geldi. Tam ismi Ahmed Kâmil’dir. Zeyrek’teki, Sâlihâ Sultan Mektebi’nde öğrenci iken hüsn-i hatta alaka duyup mektebin yazı hocası Hacı Süleyman Efendi’den aklâm-ı sitte meşkederek H. 1289/M. 1872’de icâzet aldı.

Mektebi bitirdikten sonra Fâtih Rüşdiyyesi’ne devam edip H. 1293/1877-1878’de şahâdetnâme aldıktan sonra girdiği Mülkiye Mektebi’nden de H. 1295/M. 1879 yılında mezun oldu. Hulefa olarak girdiği Dâhiliye Nezareti Muhâsebe Kalemi’nde tanıştığı Sâmî Efendi’den yeniden aklâm-ı sitte meşkederek, H. 1300/M. 1884 yılında yazdığı hilye-i şerîfe ile icâzet aldı. Sâmî Efendi’nin icazetine “Hâşim” mahlâsıyla izin yazısı yazması üzerine bir müddet bu isimle ketebe düştüyse de, bilâhare asıl mahlâsı olan “Kâmil”e geri döndü.

Mesâisinde sarfettiği gayret ve hüsn-i hattaki kudreti münâsebetiyle H. 19 Zi’l-hicce 1310/H. 4 Temmuz 1894 tarihinde Dîvân-ı Hümâyûn Mühimme Kalemi’ne nakledildi. Burada Sâmî Efendi’den dîvanî hattını ve tuğra çekmeyi öğrendi.  R. 1895/M. 1311’de kalemin nâme-nüvisliğine, Meşrutiyet’in ilânından sonraki tensîkatta Sâmî Efendi’nin emekliye sevkedilmesi üzerine, nâme-nüvislik uhdesinde kalmak üzere Nişân-ı Hümâyûn Kalemi mümeyyizliğine tayin edildi.

H. 1332/M. 1914’te açılan Medresteü’l-hattâtîn’in hutut-ı mütenevvi’a muallimliği uhdesine verildiği gibi, H. 25 Rebi’ü’l-evvel 1333/M. 9 Şubat 1915 tarihinde “reisü’l-hattâtîn” ünvânı tevcîh edilir. Tedricen ulâ sınıf-ı sânîsi rütbesi ile üçüncü rütbeden Osmânî ve Mecidî nişânlarına hâmil olduğu hâlde, saltanâtın lağvı üzerine Bâb-ı Âlî’deki me’muriyetinden ayrılmak zorunda kalır. Bilâhare tekaüde sevkedilince uhdesinde sadece Medresetü’l-hattatîn’in muallimliği kalır.

Ancak harf inkılabından sonra buranın da kapanması üzerine Şark Tezyînât Mektebi’nde görevlendirilirse de, yeteri kadar ilgi göremez. Bunun üzerine Mısır veliahd prensi Mehmed Alî Paşa’nın davetine icabet ederek 1933’te Mısır’a gider. Burada hüsn-i hat dersleri verip bazı eserler vücuda getirir. 1936’da Akademi’de hüsn-i hat talimine müsaade olunması ve yazı muallimliğinin de kendisine verilmesi üzerine geri döner.

Buradaki çalışmaları ile harf inkılâbının yıkıma uğrattığı Türk hat sanatını canlandırmaya gayret eder. Mehmed Alî Paşa’nın daveti üzerine, hazînedeki yazı ve levhâları tetkîk ve tasnîf etmek için İbnülemin Mahmud Kemâl Bey ile beraber 1940’ta bir kez daha gittiği Mısır’da iken boğazında peydâ olan rahatsızlıktan muzdariben, 23 Temmuz 1941 tarihinde vefât eder. Eyüp Cami’nde edâ edilen cenâze namazını müte’akib Bahâriye sırtlarındaki kabristana defnedilir.   

Eserleri

Akrabalar

Şeref Akdik
Oğlu

Hocaları

no image
Hacı Süleyman Efendi
Aklâm-ı Sitte
H. 1289 / M. 1872-1873
Sami Efendi
Aklâm-ı Sitte
H. 1300 / M. 1882-1883
Ta’lîk

Talebeleri

Abdülkadir Saynaç
Aklâm-ı Sitte
Ahmed Hamdi Tezcan
Aklâm-ı Sitte
no image
Cemâl Günter
Aklâm-ı Sitte
Emin Barın
Aklâm-ı Sitte
H. 0806-0811 / M. 1404-1408
Hamid Aytaç
Aklâm-ı Sitte
Mustafa Halim Özyazıcı
Aklâm-ı Sitte
Hatib Ömer Vasfi Efendi
Sülüs
no image
Hüseyin Hüsnî Efendi
Divani
İsmail (Ismayıl) Hakkı Baltacıoğlu
Aklâm-ı Sitte
no image
Mustafa İhsân Bey
Aklâm-ı Sitte
no image
Saim Özel
Aklâm-ı Sitte
Necmeddin Okyay
Sülüs
Bâhir Özok
Aklâm-ı Sitte
no image
Mehmed Hâlid Efendi
Aklâm-ı Sitte
Mehmed Suud Yavsi Ebüssuudoğlu
Divani
Şeref Akdik
Aklâm-ı Sitte
no image
Mahmud Öncü
Hüsn-i Hat

İbnü’l-Emin Mahmud Kemal İnal, Son Hattatlar İbnülemin Mahmud Kemal İnal

Kâmil Efendi merhûm, zemanının en değerli ve gayretli hattatlarından olduğu ve reisü’l-hattatîn sıfatı taşıdığı içün hep korunmuş ve dâ’imâ formda kalmış idi. Bir delikanlı gibi dimdik yürüdüğünü görenler, – soyadı olan – “akdik” yerine soy ve boy adı olarak “dimdik” deseler isâbet ederlerdi. Mukāddimede bahsolunan Mir’at-ı Hattatîn adlı eserin sahibi merhûm Süleyman Efendi, Kâmil Efendi hakkında senâ-hân olduğu sırada “Hâfız-ı hakiki, gözlerine ve parmaklarına ve cemi’i âzalarına(!) kuvvet versün!” diyor. Hazret, “cemi’i âzalarının” kuvvete muhtaç olmadığını(!) kendi söylerdi.[1] Bu sebeble kuvvet içün du’aya lüzûm yokdu.

Çocukluk günlerinden beri kendini yazıya vakfeden bu zâtın – terceme-i hâlinde söylediği üzere – meslekde tekemmül etmek içün eslâfın âsârını tedkîk ve taklit eylemek şart-ı azâm olduğundan – malî kudreti nisbetinde – nefîs yazılar tedârük ve hattatların tâbiri ile “mütâle’a” ederek mesleğinde ilerleme kaydetmişdi.

Eline meşhur üstâdlardan birinin yazısı geçse define bulmuş gibi sevinirdi. Bir gün Nûr-ı Osmânî civârından geçerken tesâdüf etdim. Koynuna sokduğu bir şeyin düşmemesi, yâhud kimsenin görmemesi içün bir elile üstüne basdırdığını ve bir şeye sevinen çocuklar gibi gülümseyerek ve arkasından kovalıyanlardan kaçarcasına sür’atle yürüdüğünü gördüm. Birkaç gün sonra gördüğümde keyfiyeti sordum. Bedesten yakınındaki Eski Sahaflar Çarşısı’nda Şeyh Hamdullah merhûmun bir murakkā’ını bularak ucuzca aldığı içün son derece sevindiğini ve gülümsemeden nefsini menedemediğini ve bir müfsidin hâle vâkıf olub da, satan sahafa istirdâd etdirmemesi içün aceleyle oradan savuşduğunu anlatmışdı. Dışardan tıflâne görünen bu hâller, hakîkātde mesleğe olan aşkın şâhididir. Aşkı meşk etmiyenler, maksatlarına kavuşamazlar.

Kimde ki aşkın nişânı var dürür - Akıbet ma’şuka anı ir görür

Merhûm, sülüs, celî, nesih ve dîvânî pek çok yazı yazmışdır ki, yazıya merakı olanlarda ve cami’ler ile sâ’ir binâlarda mevcûtdur. Güzel ta’lik ve rık’a da yazardı. Fekat öbür yazılarda gösterdiği kemâli bunlarda gösterememişdir. Birçok öğrenci yetişdirmişdir.



[1] İkinci def’a Mısır’a azimetimde prensler ve prensesler – hukuk-ı kādîmeden dolayı – beni kâşânelerine davet ederler, güzel yemekler yenir, güzel sözler söylenir idi. Bi’t-tabi, Kâmil Efendi’yi de beraber götürürdüm. Her gidişde latîfeden “Meclisdeki kadınlara dikkatle ve bir düzüye bakma, darılırlar.” diye tenbih ederdim. O da mukābele(!) latîfede bulunarak “Efendi hazretleri, sen benimle kendini kıyas etme. Benim atımın(!) başı sertdir. Etrafa bakmamak elimde değildir.” derdi.

            Bir gece Prenses Şivekâr merhûmenin kâşânesinde prensler ve prenseslerle toplandığımızda – gösterdikleri arzu üzerine – suhbeti ben idâre etmişdim. Galiba güzel sözler söylemişim ki huzzâr safâ-yâb olmuşlardı. Bezm-i ülfet geç vakte kadar devam etmişdi. İkāmetgâhımıza avdetde Kâmil Efendi “Kimseden işitmediğimiz öyle güzel sözler söylediniz ki kadınlara bakmakdan ziyâde safâlandım. Gözlerimi hep size dikdim.” diyerek senâ ve du’a etmişdi.

            “Rûhu şad olsun ilâhi, Kâmil’in

Ketebe.org İsmail Orman

Kâmil Efendi’nin, oğlu Şeref Akdik tarafından yazılan mezartaşının metni şöyledir: 

Hüve’l-hâllâkü’l-bâkî

Hâzâ kabri’l-merhûm Ahmed Kâmil el-ma’ruf bî-reisü’l-hattâtîn rahmetullahi ‘aleyh. sene 1360. fî 29 Cemâziye’l-âhir.

Şeref bin Kâmil

Resmî vazîfesi esnâsında birçok noksan mushâf-ı şerîfi ikmâl ederek, bir hayli nâme-i hümâyûn, vezâret menşuru, tasdîknâme, evâmir-i âliyeye mahsus ferman ve sâ’ire tahrîr eyleyen Kâmil Efendi, bunların dışında da birçok hilye-i şerîf, murakka’ ve kıt‘a kaleme alır. Bilhassa sülüs ve celîsi ile nesih ve dîvânî hatlarında “kâmil” mertebesine erişerek, bî-hakkın “reisü’l-hattâtîn” ünvânına ittihâz eylemiş olmasına rağmen, kendi tabiriyle “gece ve gündüz cenk ederek, ellibeş yaşına geldiği hâlde ancak yarısını tahsil edebildiği” hüsn-i hattı, “öğrenemeden gittiğini” de, ölüm döşeğinde iken itiraf eder.

“Ancak yüz sene çalışmakla ikmâline muvaffâk olunabileceğini” iddia ettiği hüsn-i hattın esasını, eslâfın âsârını tetkîk ve taklîd - hattatların tâbiri ile “mütâla’a” - etmeye çalışmak olarak açıklayan Kâmil Efendi, bu uğurda servetinin neredeyse yarısını harcamaktan da çekinmemiştir. Öte yandan hayatı boyunca titizlikle topladığı - Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan - yazı koleksiyonunu görenler, hüsn-i hatta ne büyük bir hizmette bulunmuş olduğunu takdir edeceklerdir.

Kâmil Efendi, yazıda tekemmüle erişmenin ikinci şıkkı olarak da çok yazmayı gösterir. Nitekim “bir gün meşk etmesem, ertesi gün acemilik çekerim!” dediğine, Akademi’den öğrencisi olan Aziz Nesin şâhid olmuştur. Bu gayretin neticesi olarak, Kâmil Efendi’nin Şeyh Hamdullah ve Hâfız Osman’ın eserlerini taklîden yazdığı yazıları, çoğu zaman sahiplerininkilerden ayırmak mümkün olmaz. Nitekim Necmeddîn Okyay’ın söylediğine göre, bilhassa Hâfız Osman üslûbunu Mehmed Şevkî Efendi’den sonra hakkıyla temsil eden tek hattattı. Buna rağmen sadece bir Kur’an-ı Kerîm istinsâh etmiş olup o da hâlen Pakistan’da bulunmaktadır.

Celîde, hocası Sâmî Efendi gibi Mustafa Râkım Efendi’nin üslûbuna bağlı kalmışsa da, bu yolda hocası ayarında kudret gösterememiş olan Kâmil Efendi, Yesârîzâde yolunu takip ettiği ta’lik ve rık‘a aklâmında da zayıf kalmıştır. Ancak görevi hasebiyle pek büyük mahâret kesbetmiş olduğu dîvânîde devrinin yegânesi idi.

Merhumun hüsn-i hat meraklılarının nezdinde ve camilerde levhâları, bazı binâlarda da kitâbeleri mevcûttur. Bunlar arasında Mahmud Muhtar Paşa’nın İstanbul ve Hıdîv İsmâ‘il Paşa’nın Kahire’deki türbeleri ile yine onun sarayının yanında bulunan mescidin celî sülüs yazıları zikredilebilir. Hocası Sâmî Efendi ile eşininki başta olmak üzere pek çok mezartaşı kitâbesi de kaleme almış olan Kâmil Efendi, Abdülhak Hâmid Bey(Tarhan)’in Fâtih Sultan Mehmed’e ithâfen yazdığı manzumeyi de, Şeyhü’l-islâm Hayrî Efendi’nin talebi üzerine sülüsle tahrîr etmiş olup hâlen türbesinde asılı bulunmaktadır.   

Faaliyetler